Özgecan Cinayetini Unutmayacağız, Biz de Anlatacağız!


Özgecan'ın vahşice öldürülmesini ve katillerinin bunu nasıl olağan bir şey gibi anlattıklarını okumuşsunuzdur. Tekrar tekrar bahsetmek maalesef Özgecan'ı geri getirmeyecek. Ama yapabileceğimiz bir şey var: Anlatmak! Çünkü yeni canlara kıyılmaması ve farkındalık yaratılması önemli.

Twitter'da #sendeanlat hashtag'inde kadınlar yaşadıklarını 140 karakterle anlatıyor. Yazılanlara kadınlar şaşırmıyor, erkekler şaşırıyor. Ekşi Sözlük'te "bir türk kadının taciz günlüğü" adı altında da paylaşımlar yapılıyor. Mecra ne olursa olsun paylaşım yapmak önemli. İki yönlü bilgi kirliliğini kaldırmak için. Birincisi kadının mağdur olarak gösterilmesi ama erkeğin anonim ve münferit bir suçlu olarak örtbas edilmesi. Bu, sorunun asıl çıkış noktasından uzaklaşıltırılması bilinçli bir algı çalışmasıdır. İkincisi, kadının suçlu gösterilmeye çalışılması. Giyim kuşamıyla, hal ve hareketleriyle yargılanması ve suçlunun aslında haklı gösterilmeye çalışılması. (Erkek çocuklar, hayvanlar ve damacana gibi nesneler için yanıtları nedir acaba?)

Biz kadınlar bıktık. Doğumumuzdan ölümümüze kadar bu ülkenin her metrekaresinde bir şekilde taciz edilmekten, canımız burnumuzda yaşamaktan bıktık!

Çerçi Sanat olarak da yaşadıklarınızı paylaşabileceğiniz bir platform yaratmak istiyoruz. İster bu blog yazısının altına ister Facebook paylaşımımıza isterseniz de mailimize yaşadıklarınızı yazabilirsiniz. Paylaştıkça güçleneceğiz.

Yazarlarımızdan Tuğçe Ayteş'in güncellenen yazısından bir kısmı sizinle paylaşıyoruz:

"Dün her zaman yaptığım gibi sosyal medyadan haberleri takip ettim. Her seferinde etmez olaydım diyorum, her seferinde daha kötüsünü göremem diyorum ama olmuyor işte. Mersin'de Özgecan Aslan, 20 yaşında gencecik bir öğrenci, minibüste tek kalıyor, şoför onu kaçırıyor, kız direniyor, o direndiği için evrimleşmemiş bu herif onu bıçaklıyor, demirle işini sağlama alıyor, kendisi gibi iki tane az gelişmiş canlıyı da çağırıp cesedi yakarak, dereye atarak suçu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ama kan ve tırnak izleri yalan söylemiyor.

Söyleyeceklerimi ifade edebilmek için bir gün beklemem gerekti. Bu sırada çok da iyi yazılar yazıldı. Benim söyleyebileceklerimin hepsi söylendi dedim ama yine de bir şeyler yazmak, ses çıkarmak gerek.  Öncelikle okuyabildiğim yazıların bağlantılarını ekleyeyim, okumak isterseniz buyurun:

Metin Solmaz: http://uzuncorap.com/2015/02/14/ozgecani-yakarak-oldurmediler/

Kadının yeri ve aklımda kalanlar


Bir dergiye yazacağım yazı için talihli biçimde iki kitabı okuma şansı elde ettim. Olan biteni anlamak için bir kenara not edin: Fatmagül Berktay - Tarihin Cinsiyeti ve Nurdan Gürbilek - Kör Ayna, Kayıp Şark. Öncelikle şunu belirteyim. Hükümet şu anki şartlarda elbette baş sorumlu ama bu durumun sebebi değil sonucu olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. Bahsettiğim kitapları gözden geçirirseniz de çok rahat fark edeceksiniz: Kadınlara layık görülen bu bakış açısı bu coğrafyanın topraklarına işlemiş. Kadını dört duvar arasına kapatmak ve toplumsal hayattan soyutlamak yeni değil. Erkeğe etken, kadına edilgen roller biçilmesi de öyle. (Edebiyat eserleri de hiç masum değil.)

Yazıda neler yazsam diye çok düşünmedim. Ama teorilere çok girmeyeceğim sanırım. Bunun yerine aklımda kalan anlara odaklanacağım. Çünkü geriye dönüp baktığımda, özellikle küçük yaşta yaşadıklarımı ifade edemediğim için öfkelendiğimi fark ediyorum. (Elbette her kadın yaşadıklarını anlatmak istemeyebilir, onları buna zorlamak da başka bir şiddet biçimi.)

Ne diyordum? Kadına şiddeti doğuran bu bakış açısı hep vardı. Annemin ilkokuldan liseye kadar yaptığı uyarılar hala kulağımda: "Bir erkekle dört duvar arasında kalırsan çığlık at" veya "Minibüste tek kalırsan dikkat et" vb. O zamanlar sinirlendiğimi ve tedirgin olduğumu hatırlıyorum. Şu an bir kızım yok ama Özgecan yaşında bir kardeşim var ve empati kurabiliyorum. (Kardeşimin saç teline zarar veren birini görsem ağzını burnunu da dağıtırım, o derece eminim.) Fakat hâlâ aynı soru kafamı kurcalıyor. Dikkat etmesi gereken neden hep biziz?

Kin tutan veya hafızası çok kuvvetli biri değilim. Ama gelin görün ki ilk tacizden itibaren birçok an aklımda yer etmiş. İlk tacizden başlayayım. 13-14 yaşımdayken sokağın başındaki bakkaldan öte beri aldım, apartmanın asansörünün önüne geri geldim. Peşimde bir adam, tanımıyorum ama apartmandan birinin misafiri sandım. "Hangi kata çıkacaksınız?" diye sordum. Adam arkamı avuçlayıp kaçıverdi. Evde annem ve rahmetli anneannem yüzümün kireç gibi rengini fark ederek "Bir şey mi oldu?" diye sordular. "Hiçbir şey" dedim. Oysa çok şey olmuştu. O sırada yabancı bir erkeğe asla güvenmemem gerektiği zihnime kodlanmıştı. Asansörde sıkıştırmadığı için şükretmiştim. Bugün olsa hayatında hiç duymadığı küfürleri işitebilirdi."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme