merheba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merheba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadın Cinayetleri, Kadın Bedeni, Çıplaklık

KADIN CİNAYETLERİ, KADIN BEDENİ, ÇIPLAKLIK

Sevin Okyay

Destar Tiyatro’nun Sechu Sende uyarlaması Merheba, İstanbul sahnelerinde dördüncü ayına girdi. Yabancı basında, özellikle İspanyol basınında Türk basınından çok daha fazla yer alan Merheba, yenilikçi tiyatro biçimi kadar Özgecan Aslan‘dan sonra 60 kadının daha öldürüldüğü Türkiye’de kadına bakışıyla da dikkat çekiyor. ABD’deki bazı kadın tiyatro dergilerinde “Merheba’nın ataerki karşıtlığı ve anti-militarizm ilişkisi üzerine getirdiği güçlü bakış” olumlu yorumlara yol açıyor: “Kadın tanımının ve bedeninin eril yapılandırılması ve bunun dille ilişkisi üzerine farklı ve yeni tezi var Merheba’nın,” gibi.
Fatmagul Berktay

Oyunun dökümanter bölümünde yer alan siyaset bilimleri profesörü Fatmagül Berktay, “Kadınlara ilişkin eril imgeler hep çelişkilidir,” diyor. Türkiye’de kadın çalışmalarının en önemli adlarından Berktay’a göre, “Kadınlardan hem iyi hem kötü, hem kutsal hem dünyevi, hem bakire hem fahişe, hem melek hem şeytan olmaları beklenir. Gene de tutarlı olan bir şey vardır: kadın daima erkeğin “öteki”si olarak kurgulanır ve bağımsız öznelliği inkar edilir. Bu “öteki” erkeğin temsil ettiği varsayılan uygarlık, kültür ve akla karşı denetimsiz doğanın, kaosun ve hayvansı içgüdülerin yıkıcılığıyla ilişkilendirilen “yaban”dır ve dolayısıyla tecavüz, şiddet vb. pratik ve ideolojik araçlar kullanılarak erkek egemenliği tarafından denetim altına alınmak zorundadır. Yoksa her an “uygarlık kampı”ndan kaçıp ortalığı darma duman etmesi (“fitne ve fesat” yaratması) işten bile değildir. Kadınların, yüz yıllardır erkekleri akıl ve ahlak yolundan saptırıp baştan çıkaran, onları salt fiziksel/cinsel varoluşun batağına çeken zehirli ve meşum imgeler olarak resmedilmeleri bu yüzdendir.
Kadınların erkeklerden çok, doğanın dilsiz varlıklarına (hayvanlar vb.) yakın olduklarının varsayılması da gene bu yüzdendir. Varolan dil de bu eril imgeleri taşır ve yeniden üretilmesine hizmet eder. Dolayısıyla kadınların kendi dilleri içinde dilsiz kalabilmeleri hiç de şaşırtıcı değildir.” diyor.
İlk kez bir tiyatro oyununda rol alan Prof. Berkay bu konuda ise “Egemen erkeklik ve kadınlık imgelerini, kadının toplumsal denetiminin aracı olarak erkek şiddetini ve dilin masumiyetini sorunsallaştıran bir oyunun eril iktidara yönelik ideolojik bir meydan okuma olduğunu düşünüyorum. “Merheba” da küçük de olsa bir yer almamın nedeni de, böyle bir meydan okumanın parçası olmak isteyişim. Ben Mehmet Atak’ın emek verdiği her türlü işin hem doğru, hem de iyi olacağına inandığım için baştan açık kart vermiş durumdaydım zaten – oyunu izleyen öğrencilerimle ve arkadaşlarımla konuştukça bu inanç bir kere daha teyit edilmiş oldu. Böyle bir oyunda yer almış olmaktan onur duyduğumu söylemek istiyorum. Özellikle içinden geçtiğimiz süreçte böylesi, her açıdan cesur ve nitelikli işlerin ne kadar önemli olduğunu zaten söylemeye gerek yok. Her şeye rağmen hayatı, dostluğu, şiddetsizlik özlemini ve cesareti kutlamak için!” diye açıklıyor.
Aslı Erdogan

Merheba’nın dört monoloğunu yazan Aslı Erdoğan ise “İnsan ancak soyunarak yazabilir, çıplağın altında yüzülmüş deri vardır. Edebiyatın doğuşu, yasa ve destanın, eril dilin doğuşuyla eş zamanlıdır. Akit ve emirle. Kadın hep erkeğin tanımıyla erkek özne tarafından anlatıldı. Yüzyıllardır nesneleştirildi ve susturuldu. Soyunurken bile erkek bakışıyla, erkek tarafından soyuluyordu yani giydiriliyordu. Çıplaklığı, erkeğin tanımladığı giydirilmiş giysisiydi. Bunun uç örneğini, nü resimlerde John Berger verir: eline bir ayna tutuşturulmuş kadın resmine ‘kendine hayranlık’ adını verir. Son iki yüzyıllık sürece, anoninlikten çıkma mücadelesine kadar kadın ‘boşluk yaratık’tır. Ben yazımda kadın bedenini İteka’ya dönüş olarak görüyorum. Kadın Odysseus için bir İteka yoktur. Çünkü kendi bedeninden koparılmıştır. Onun için ben kadını hep bir yara, eksik kalan, kopuş, yitiş, parçalanmayla betimliyorum” diyor.
Mehmet Atak

Merheba’yı tasarlayan ve yöneten Mehmet Atak “Merheba’nın iki kanavasından biri, hiçbir dilin masum olmadığı, fena halde ataeerkil olduğu,” diyor. “Medeniyet başlangıcı sayılan yazının bulunuşu ihtiyaç fazlası artık değer birikimi, bunun güvenliği ve kentleşme, işbölümü ve aterkinin menşei ailenin çıkışıyla eş zamanlıdır. Nafile ölümsüz arayışı, artık değerin miras olarak aktarımı ve soy üzerinden başka erkek bedenler üzerinden var olma yanılsamasını getirir. O tarihten beridir ki, kadın hep kendine rağmen aterkil tanımlanmıştır. Anne, karı vd eril tanımlamaların gerçek dişille alakası yoktur. Keza kadın bedeni, onun nerelerinin nasıl örtüleceği de hep konjoktürel statükolara hizmet edecek biçimde eril belirlenir. Çıplaklık hep korkutur, çünkü tektipleştirilemez, böylece kolay kontrol edilemez o sebeple de özellikle din ve örf paraflarından adeta ‘şeytanileştirilir’. İnsan bedeni dışında eril anlamlar yüklenir. Yoksa bir beden uzvu olması açısından penisimizle burnumuzun, vajinamızla kulağımızın bir farkı yoktur. İğrenç bir tahakküm tezahürü olan tecavüz vukuatına baktığınızda tecavüzcü ya da kurbanın çıplak olması binde bir bile değildir.”
Sıfır bütçeyle sahnelenen Merheba’nın pek çok ihtiyacı için internete duyurular konmuş. Hareket oyuncusu da internetten aranmış ama bu ilana sadece tek cevap gelmiş. Atak “Sedece Burcu başvurdu, onu sadece Afrika Dansı’nda seyretmiştim, riskliydi, ama sonucu çok iyi oldu,” diye değerlendiriyor bu adayı. “Burcu denemeye açık, çok disiplinli ve çalışkan ve de enerjisi çok yüksek bir oyuncu. Oyun için şans oldu. Başvuran olmamasının nedeni ise duyuruda açıkça belirtilen hareket oyuncusunun sahnede çıplak olacağıydı. Yine maalesef bu genelde oyuncu insanların da zeitgeist vasatında olduklarının göstergesi. Omuzunun da memesinin de birer enstrümanı olduğunu farketmek yerine birine zamanın ruhuna göre suje olarak taşımadığı başka bir eril ezber yüklüyor” diyor.
Burcu Eken

Oyunda yer çekimine karşı sert bir mücadele veren Burcu Eken ise bu konuda “Merheba’nın dansçı arayışını gördüğümde ilgimi çeken hareket oyuncusunun ‘çıplak’ oynayacağı değil yaklaşık iki dakika boyunca amutta bir fotoğraf karesi gibi hareketsiz duracak olmasıydı! Sakatlanma riski olan bir hareket dizgesinin olacağının da altını çiziyordu Mehmet Atak. Yoğun bir bedensel çalışma sürecine gireceğim için oldukça heyecanlıydım. Çıplaklığın bir ‘algı’ meselesi olduğunun güzel bir örneğiydi bence bu” diyor ve ekliyor “Sahnede çıplaklık? Nasıl ki kostüm, aksesuar,dekor, ışık- performans oyuncusunun sahnedeki dışavurumunun önemli yardımcıları olabiliyorsa bir ifade aracı olarak ‘bedenin çıplaklığı’ da odur. Sahnedeki anlatımın yoğunluğuna hizmet eden, gerektiğinde/tercih edildiğinde kullanılabilecek, diğer unsurlar gibi ‘bir araç’ Kaldı ki performans sanatçısının en önemli malzemesi bedeni ve o bedenin sahip olduğu bütün potansiyel olanaklar. Kendi sınırını belirlemek, yıkmak, yeniden oluşturmak da yine her performans sanatçısının kendisine göre değişiklik gösteren bir süreç.Kendi performans sürecim boyunca anlamdaki, bedendeki, sahnedeki, ‘şeylerdeki’ sınır duygusu hep beni kendine çekti.”


Merheba’nın cinsellik dışı sorgulayıcı çıplaklığının hızla muhafazakârlaşılan günümüzde tepki alıp almadığı soruyoruz “Hayır,” diyor “Dramaturglarımızın biri mütedeyyin bir kadın. Pek çok mütedeyyin insan seyretti. Yazar Cihan Aktaş ve Yıldız Ramazanoğlu çok güzel birer değerlendirme yazdılar. İki mütedeyyin dergide güzel geniş yazılar çıktı”. Peki, Merheba’dan tedirgin olanlar yok mu? “Var tabii ama bu eril tahakküme karşı estetik bir sorgulama, başkaldırı olan insan bedeninin çıplaklığı üzerinden olmadı hiç. Kürt ya da Türk milliyetçilerden rahatsız olanlar oldu, kendini sol olarak tanımlayanlardan ataerkinin başat mesele alınmasına tepkiler oldu. Ama muhteviyattan ziyade biçim üzerine tepkiler daha fazlaydı. Merheba, illa de kategorileştirmek gerekiyorsa, post- modern ertesinin tiyatrosu. Lineer, hikâyenin dışarıda bırakıldığı her yegane seyircinin kendi meşrebi ve biyografisiyle bağlantılarını kurabileceği peşpeşe dikey bölümlerden oluşan bir simülasyonda, seyirciye bir şey öğretmeyen, onun da zihnen dinamik olduğu bir dertleşme, temas süreci. Ponovsky’nin ‘habit/forming force’ dediği empoze edilmiş alışkanlık oluşturucu gücün taasubunu kıramamış tiyatro seyircisi için ‘tiyatro bile değil’ Merheba”.


Hareketli enstalasyon olarak Merheba’nın dekorunu oluşturan 29 karelik fotoğraf çekimi için gereken, bir koreografiyi çıplak uygulayacak beş kadın ve beş erkek oyuncu için de internet duyurularına başvurulmuş. “Bizim bugün yaşadığımız erkeklik ya da kadınlık durumunun %99’unun cinsiyetlerimizle alâkası yok. Yaptıklarımızdan giydiklerimize, söylediklerimize, davranışlarımıza varana kadar sahte birer öğretilmiş erkeklik ve öğretilmiş kadınlık yaşıyoruz. Bunlar dil tarafından militaristçe empoze edilen aterkinin kodlamaları, bizi daha rahat güdebilmek için tektipleşmesi. Oyunda bir fotoğraf koreografisi olacaktı ve bu koreorafide insan bedeni katışıksız yani çıplak olacaktı. Sıfır bütçemiz olduğu için de gönüllü fotoğraf oyuncuları aradık. Bu ay içinde yazıp yönettiği Kam adlı bir oyun çıkaran çok yetenekli genç bir tiyatrocu ve koreograf olan Can Bora’yla üzerine çalıştık. Halime Hanımın (Güner) Uçan Süpürge’de ilanımızı kullanmasının beş kadın gönüllüyü bulmamıza çok katkısı oldu. İlanda açıkça belirtilmesine rağmen görüşmelerde çıplaklık nedeniyle pek çok vazgeçme oldu. Enteresan olanı, geleceğini belirten beş kadın geldi ama üç yedeği olan erkeklerin çoğu gelmedi ve çalışma günü telefonlarını kapattı. Bütçemiz yoktu, stüdyo, ekip ve  ekipmanı bir daha ayarlama şansımız da. Ben ve dramaturglarımızdan biri soyunup, koreografiye adapte olmaya çalışarak fotoğraf oyunculuğunu da yaptık,” diyor Atak.


Merheba’nın gösterimi sürerken Atak ve Erdoğan, şimdilik adı “aslında..?/Kadın Kırımı” olan yeni bir oyun üzerinde çalışıyorlar.

Farklı Yerlerde, Farklı Dillerde "Yetsin Artık" Diye Ağlar Dünyanın Bütün Kadınları

"Merheba"dan


 - Cinayetlerde delik deşik edilmiş kadınlar kaldırdı beni, sıkış sıkış daracık bir bodruma sıkıştık. Hepimiz ana dillerimizde ağlıyorduk.

 - Annem yüzüme uzun uzun bakıp "Gecenin bir yerinde mutlaka şehrin bütün kadınları ağlar" dedi, ana dilinde konuşuyordu.

 - Bir türlü açılamayan kanatlarıyla olduğu yerde çırpınan melekler gibiyiz. Öylesine yakın duruyoruz ki birbirimize, birimizin göz yaşı, diğerinin yüzünden akıyor. Neyi bekliyoruz böylesine toplanmış?

 - Genç olan "Ne biçim kadınsın sen?", "Kadınların biçimlerini belirleyen bir form mu var? Kim oluşturmuş bunu?" dedim ve ağzımı yine sıkı sıkı kapattım.

 - Bir an ana dilimde de aynı küfürlerin, aynen olduğunu farkettim. Ağzımı sıkı sıkı kapattım, anadilimdeki o küfürleri dudaklarımın kenarından çaktırmadan tüküreyim dedim ama ağzımı açmaya cesaret edemedim...

 - Bizler, kentlerin, öldürülmüş kadınları, incecik, şeffaf cinayetlerle delik deşik edilmiş. Bizler için yüzyıllardır üretilen sözcüklerle örülmüş dillerin bodrumunda sıkış tıkış, yan yana, omuz omuza, karşı karşıya dilden akan kana ağlıyoruz.

 - Madem her şeyi başlatandık, rahimdik, sütle dolu göğüslerdik, en derin uykudan uyanan topraktık, neden bir türlü kendimiz olarak doğmamıza izin verilmiyor, ortak bir dilin kıskacında.

- Korkup kaçtığım kürtaj masası geldi aklıma. Eve, mahalleye anlatamazdım, en hafifinden dışlarlardı beni.

- Hayatın üzerine çökmüş gelenek, yeni bir günü doğuracak geceye bakmak isteyen bütün kadın gözlerini zorla teker teker kapamış. Suların altında kalmış gerçeklikten, sadece bu, bir katliam geleneğinden kurtulmuş bir parça geceyle çerçevelenmiş bu imge yapayalnız parıldıyor sert zeminde.

- Dün bileklerimden tavana kelepçeliyken… İktidarı anlayamamış bir kadın olarak, üzerimde kurulmak istenen iktidara kendi rahmime saklanarak direnirken. Küçük alanda muktedir olmak öğretilmişler, iktidarlarına itaat etmeyince onları hadım ettiğimi zannettiler.

- Kör edilmiş gözlerim bu kanlı ışığı değil, her daim kendini üreten lanetli bir kehanet gibi inşa edilen erkek geleneğin baştan yollarımı kapamasını değil, gerçeği istiyor, bütün sahtekarlığı, yoksulluğu, gürültüsü, ihtişamı, zaafıyla gerçek hayatını, kendi hayatını… Ben burdayım, bitmiş şeylerle henüz başlamamış, belki de hiç başlamayacak şeylerin arasında, kendimim.

- "Sikiceksin bu orospuları. Yasa izin verecek dayayacaksın dibine kadar bak nasıl açılıyor ağzı" diye bağırıyordu. Bir an ağzımı açayım "Sus pis pis konuşma, amarım şimdi seni" demek geçti içimden. "Siyahların kendilerine zenci, eşcinsellerin kendilerine ibne diyerek muktedirin dilini geçersizlemesi gibi bir şey olur diye düşünmüştüm. Ama iyi ki ağzımı açmamışım. Cinsel ilişki neden bir iktidar, birinin diğerine tahakkümü olsun ki?

- Sonra cinsel organımı avuçlayıp sıktı, sıktı, çok canım acıdı. Gözlerime örttüğüm sanal peçeyi, kulaklarıma kadar çektim. Artık küfürleri de duymuyordum.

- Sonra memelerimin uçlarını önce elleriyle, sonra daha da acıtan soğuk metal bir şeyle sıkıştırdılar. Ve bir an mememin ucundan sanki bir ateş geçti, sonra göğsüme, oradan karnıma sıcak bir şey akmaya başladı, meme ucumu kestiler!

- Her sabah aynı rüyayı görerek, sonrasında ağlayarak uyanıyorum. Hangisi uyku hali hangisi uyanıklık onu da bilmiyorum. Hatta geçen gece rüyamda, rüyalarımı artık uyanıkken de görebildiğimi gördüm.

- Güç, erkek güç…

- Onların ellerinden kurtulup kadın ağlamalarına karıştım. Camların içinden geçtim. Yatak odalarına, mutfaklara, helalara baktım, farklı farklı saatlerde, farklı farklı dillerde "bitsin artık" diyerek ağlayan kadınları gördüm.

- O zaman insana dair anlatılmış, yazılmış bütün hikayeler duvarlar boyunca korkuyla kamburlaşmış bir sırt gibi yalana dönüşecek.

- Paslı mıydı acaba? Mahallenin ortasında da kalçamı açıp bakamam ya?

- Kan önce karşıya fışkırıyor. Başka kadınlardan, ölmeden önce başka başka diller konuşan kadınlardan fışkıran kanlarla birleşiyor. Kanlar birleşip her yere yayılıyor, her şeyi örtüyor, içinde kendilerini kanatanları boğuyor, rahim gibi sarıp soluksuz bırakıyor

- Ana dillerimiz fena halde baba. Bize emreden, yasaklayan, döven, öldüren erkek, başkalar yaratan bir erkek. O yüzdendir ki bugüne kadar bir kadının yüzünü peçesiz gören olmamıştır, dillerindeki kelimelerle gördükleri konusunda kendilerini kandırmışlardır ancak.

- Ben hangi çığlığın yankısıyım bu dillerde?

- Güç güçsüz artık. Kadınların da beynini yıkamış erkek güç, güçsüz artık!

- Artık "bitsin artık" diye ana dilimde dua etmiyorum. Gerek yok. Dilin erkek miti kifayetsiz kalınca ana dilimizin yalnızca diğer dillerden biri, hiç bir farkı, üstünlüğü, kutsallığı olmayan bir ses dizgesi olduğunu keşfettim kuburlardan lağımlara, lağımlardan çalılara, çalılardan çakıl taşlarına akarken.

- Dili kesilmiş bir kadınım ben.

***

19 ŞUBAT saat 20:30 Şermola Performans
26 ŞUBAT saat 20:30 Şermola Performans


Adres: İstiklal Cd. İmam Adnan - Nane Sk. No:5 K:2 Beyoğlu - 555 996 10 43

Detaylı bilgi için:
Nalân Özübek
90 533 595 32 82 -nalanozubek@hotmail.com

Ticketing link
http://www.biletix.com/etkinlik/SS150/ISTANBUL/tr
http://www.biletix.com/etkinlik/SS150/ANTALYA/en


Video: Prof. Fatmagül Berktay, Merheba'nın belgesel bölümü:



KÜNYE


Tasarlayan ve Yöneten: Mehmet Atak
Oyunlaştıran: Fatma Onat
Dili Kesilen Kadının Monologları: Aslı Erdoğan
Dramaturji: Sevin Okyay & Çetin Ok & Gülsüm Ekinci
Yardımcı Yönetmen: Kamer Yıldız Ok
Müzik: Ahmet Aslan & Şirin Pancaroğlu
Hareket Tasarım: Can Bora
Işık Tasarım: Mirza Metin
Dekor Tasarım: Marta Montevecchi
Kostüm Tasarım: Hilal Polat
Makyaj Tasarımı: Suzan Kardeş
Video Tasarım: Adar Bozbay
Efekt: Gökçe Selim
Fotoğraf Koreografisi: Can Bora
Fotoğraf: Nâzım Serhat Fırat
Grafik: Metin Çelik
Hareket Çalıştırıcısı: Can Bora & Gonca Gümüşayak
Türkçe Dil Koçu: Güler Kazmacı
Kürtçe Dil Koçu: Âlan Ciwan
Kürtçe Çeviri: Kawa Nemir
Galisyanca Çeviri: İrfan Güler & Pepa Baamonde
Aktüel Fotoğraf: Burçin Korkmaz & Bülent Yazıcıoğlu
Video Montaj: Koray Ayvaz
Makyaj Uygulama: Fitnat Budak
Yönetmen Asistanı: Mehmet Emrah Hamşioğlu
Sahne Arkası Oyuncuları: Sadin Yeşiltaş & Felat Erkozan & Yazı Köz/Arda Uğurlu & Çetin Ok
Oyuncular: Nagihan Gürkan& Rıdvan Erdem Kaynarca & Burcu Eken
Kürtçe Ses Oyuncusu: Berfin Zenderlioğlu
Galisyanca Ses Oyuncusu: Alicia Beatriz López Gallego
Fotoğraf Oyuncuları:
Burcu Eken & Çetin Ok & Erkan Aydın Duygun & Hadiye Gündüz & Jale Tozantı & Kerim Can Cingöz & Marta Montevecchi & Mehmet Atak & Mehmet Emrah Hamşioğlu & Mualla Parlak
Özel Görünüm: Fatmagül Berktay
Genel Koordinatör ve Basın Danışmanı: Nalân Özübek